Kayıtlar

dizi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Downton Abbey

Resim
 Başlığı zırva dizilerim olarak attım önce. Biraz kaba bir tanım aslında. Biraz durup düşününce pek zırva olmadıklarına, sadece gerekliliklerinin biraz tartışılabilir olduğuna karar verdiğim, son zamanlarda izlediğim birkaç diziden bahsedesim var. Umarım bu defa başladığım bir yazıyı iyi kötü bitirip yayınlayabilirim. Bu aralar ne yapsam ya yarım kalıyor, ya da çok eğreti duruyor. Tamamlayamıyorum da, düzenleyemiyorum da. Ne yazabiliyorum, ne çizebiliyorum, ne okuyabiliyorum. Neyse, tuhaf diziler diyordum. (haftalar sonra öyle ya da böyle yazıyı gerektiği kadar kese kese parça parça da olsa yayınlamaya karar verdim) Downton Abby ile başlayalım.  Hikayeye 20.yüzyılın başında başlayan; aristokrat bir aile olan Crawley'ler ve hizmetkarlarının hayatlarını anlatan bir pembe dizi. Ailenin babası Lord Grantham, Amerikan bir hanımla evlidir, çiftin 3 kızı vardır. Yasalar gereği babadan oğula geçen şatafatlı malikaneleri, arazilerini bırakabileceği bir varisi yoktur. Büyük kızı Mary il...

Years and Years / Bu bir distopya mı?

Resim
*yazıyı yazmaya 19 temmuz 2021'de başlamışım, şu an kafamda değişen pek bir şey yok ama belirtmek istedim Russell T.Davies'in yazdığı, 2019 yapımı bir İngiliz distopya dizisi Years and Years. Her bölümünde daha da tükendiğim, ve toplam 6 bölüm -60'ar dakikadan 6 saat- süren diziyi mal gibi aceleyle tek günde izleyip bitirdim. Ve ruhum çekilmiş gibi şu an. Değişen dünya, değişen hükümet, ve bu hükümetin başa geçmeye çalışmasından itibaren geçen yıllar, ve bu yıllara şahitlik eden Lyons ailesini izliyoruz dizide. Lyons ailesi, babaanne, 4 kardeş, kardeşlerin eşleri, çocukları derken kabalık, biraz çağdaş dünyaya ayak uydurmaya çalışan, biraz da gelenekçiliğini korumaya çalışan bir İngiliz ailesi.  İyi bir distopya nasıl kurulur? Black Mirror gibi var olan bir teknolojiyi olabilecek en kötü şekliyle ele alıp abartmak mı gerekir? Savaşlar ve yok oluşu mu seyrettirmesi lazım? Ne bileyim, distopya dediğimiz şey tam olarak kime, neye göre şekillenir? Bu sorulara verecek bir cevabı...

Squid Game / ve hayatta kalma türünde iş çıkarmak

Resim
Blogumda birkaç dakika geçiren herkes hayatta kalma oyunlarını işleyen dizilere/yapımlara karşı yumuşak bir karnım olduğunu anlayabilir. Dünyada Açlık Oyunları ile popülerlik kazanmış bir tür bu, ve birçok konuda olduğu gibi (:P) bunun da en iyisini yapanlar Japonlar.. Orada da en ünlüleri Battle Royale, As the Gods Will, Kaichi, Alice in Borderland gibi yapımlar olmakla birlikte, burada uzuuun uzuuuun incelediğim Liar Game de bunlara bir örnek. (Liar Game'in Kore versiyonu da enteresandı bu arada, iyi ya da kötü demiyorum, ama orijinaline yetişebilecek bir yönü yoktu) Ve gözlemlediğim kadarıyla Kore bu hayatta kalma türünde dizi/filmden çok, reality show veriyordu. The Genius'u bu konuda tek geçerim, ama Master Key, Crime Scene de bu işlerin birer örneği (gibimsi).  Neyse konudan çok uzaklaşmayalım.  Ki Hun, borç batağında sürünmektedir. Günün birinde misyoner kılıklı bir adam, birkaç oyun oynamaları karşılığında para teklif eder ve başta çok saçma görünse de, gerçekten oyna...

Timeless

Resim
Çok uzun zamandır bana direkt önerilmeyen hiçbir şeyi seyretmiyordum. Netflix'in önerilerini de boş geçiyordum yani. Ama nasıl olduysa, banner'ı Fridge'i anımsattığından bu diziye bir göz atayım dedim. Zaman yolculuğu konsepti, karakterler, olay örgüsü derken biraz sarar gibi oldu. Mason Industries'in bir süredir üzerinde çalıştığı zaman makinesi, Garcia Flynn ismindeki bir "terörist" tarafından çalınır, Flynn'in zamanın önemli noktalarını sabote edeceğini anlamalarıyla şirket, federallerle bir olup, ellerindeki acil durum botunu kullanarak Flynn'in ve ana geminin peşine düşmeleri için bir takım kurar. Takımda tarih profesörü Lucy, mühendis Rufus, ve federal ajan Wyatt yer almaktadır. Üçlü zamanda dolaşarak yanlış giden olaylara müdahale edecektir. Klasik bir macera teması yani, her şeyi bilen kız, beyin gücü, kas gücü , ve bir tehlike . Ama işte sorun şu ki, zamanın tehlikede olması biraz fazla büyük bir durum. Ne nasıl başladı, sonucu nereye bağlandı...

Günesi Beklerken ve her bölüm daha da batması..

Resim
11.bölümü izledikten sonra karar verdim buna da. Yani tamam anladık Türk dizisi de en nihayetinde bir uyarlama değil mi? Bu kadar klişelikler karman çorman olaylar bir uyarlamaya göre çok fazla değil mi? Hele 11. bölüm öyle bir Türk dizisi olmuş ki çıkıp Kerem'la Zeynep kardeş deseler ona bile inanırım. Nabıyonuz kank siz hangi kafayla yazıyonuz bunları? Ya Cihan ne mal adamsın. Böyle gelip ensenden tutup kafanı duvarlara vura vura "ULAN PUŞT SEN BU DEMETLE BERABER OLMADIN MI KIZI NE ZAMAN BECERDİĞİNİ HATIRLAMIYO MUSUN EN AZINDAN BİR DÜŞÜNMEDİN Mİ DÜŞÜNEMEDİN Mİ ACABA BU ZEYNEP BENDEN OLABİLİR Mİ DİYE BİR KENDİNE GEL ZATEN KARIN DA ALDATIYO SENİ DAHA NE KADAR BOYNUZ YİCEN AKILLANMAK İÇİN?" demek istiyorum. Hayır o Tülin de Melis'i başkasından peydahlayıp "Geçen kafan kıyaktı ya heh o zamanın mahsülü bu al kızın" demiştir kesin. Hatta belki Quinn'in Finn'i keklediği gibi "geçen jakuzide boşaldın ya sıcak sudan dolayı spermlerin yüzmüş benim yu...

My Mad Fat Diary / Ingiliz Sekerlerii

Resim
Bu sıralar yalnızca Kore dizilerini yazdım diye sanmayın ki yalnızca onları izliyorum. Aslında sırf dizimagdan takip ettiğim toplam 12 Amerikan ve 2 de İngiliz dizisi vardı. Yetmedi gittim herkesin dilinde olan My Mad Fat Diary'e başladım. Zaten sadece ilk sezonu yayınlandı o da 6 bölümcük bişey, diyorum ya şeker gibi. Dizi 1996 yılında geçiyor. Rachel-Rae Earl isminde, 16 yaşında bir kızımız var. Rae 16 yaşında, ancak 105 kilo. Hikaye Rae'nin 3 aydır psikolojik tedavi gördüğü hastaneden taburcu olmasıyla başlıyor. Annesi, Rae hastanedeyken arkadaşlarına kendisinin Fransa'da olduğu yalanını atmış. Rae da bu yalanı devam ettirip arkadaşlarına doğruyu söylemiyor ki arkadaşları dediğim aslında tek bi kişi; Chloe. Yaşadığı yer olan Lincolnshire'de hiç havalı insanların olmadığını düşünen Rae, hastaneden dışarı adım attığı ilk saniyeden itibaren Chloe ve süper havalı arkadaşlarını da kapsayan ilginç bir dünyaya girer. Bir de dizi, aslında gerçekten tutulmuş bir günlü...