Kayıtlar

Valeria

Resim
Yeaani tuhaf demeyelim de, neden izledim, hatta neden hala da izliyorum bilemiyorum diyelim bu dizi için. Valeria. Birçokları Sex and the City ve Girls'e benzetmiş diziyi. Ben ikisini de izlemedim sayılır , ikinci bölüme geçmemiştim, geçememiştim. Özel bir sevmeme durumundan değil bu arada, elim gitmemişti sadece. Yine de bu kadar benzetilmesine rağmen Valeria daha akıcıydı sanırım.  Valeria, Carmel, Lola ve Narae, Madrid'de yaşayan yirmilerinin sonundaki dört kadındır. Valeria düz, heyecansız bir evlilik sürdürmeye, bir yandan da kendi kitabını çıkarmaya çalışan bir yazar, Carmel muhafazakar ailesinin hukuk bürosunda çalışan, bir noktada lezbiyen olduğunu fark eden ama bu kimliği bir türlü sahiplenemeyen bir avukat, Lola evli bir erkekle ilişki yaşayan, bunu çok da umursamamaya, sadece seks için birlikte olduklarına kendini inandırmaya çalışan bir çevirmen, Narae 'yse bir reklam ajansının genç yeteneği, ajanstaki bir çocukla yanık ve hem iş, hem aşk için devamlı çabalaya...

Downton Abbey

Resim
 Başlığı zırva dizilerim olarak attım önce. Biraz kaba bir tanım aslında. Biraz durup düşününce pek zırva olmadıklarına, sadece gerekliliklerinin biraz tartışılabilir olduğuna karar verdiğim, son zamanlarda izlediğim birkaç diziden bahsedesim var. Umarım bu defa başladığım bir yazıyı iyi kötü bitirip yayınlayabilirim. Bu aralar ne yapsam ya yarım kalıyor, ya da çok eğreti duruyor. Tamamlayamıyorum da, düzenleyemiyorum da. Ne yazabiliyorum, ne çizebiliyorum, ne okuyabiliyorum. Neyse, tuhaf diziler diyordum. (haftalar sonra öyle ya da böyle yazıyı gerektiği kadar kese kese parça parça da olsa yayınlamaya karar verdim) Downton Abby ile başlayalım.  Hikayeye 20.yüzyılın başında başlayan; aristokrat bir aile olan Crawley'ler ve hizmetkarlarının hayatlarını anlatan bir pembe dizi. Ailenin babası Lord Grantham, Amerikan bir hanımla evlidir, çiftin 3 kızı vardır. Yasalar gereği babadan oğula geçen şatafatlı malikaneleri, arazilerini bırakabileceği bir varisi yoktur. Büyük kızı Mary il...

Dinliyorum

Resim
Şu geçtiğimiz bir haftacık süreçte, son iki yıldır hiç dinlemediğim birkaç şarkıya denk geldim. Evet hep zamanın ne kadar hızlı geçtiğinden yakınırdım ama pandemide bu hız beş katına falan çıktı herhalde. Ne olduğunu anlamadan 2020 bitmişti, şimdi bir baktım 2021 de bitmiş.  Bir şarkıya takınca tam takanlardanım. Taktığım şarkı belki orijinali bile değildir, bu durumda önce cover'a, sonra başka coverlara, sonra orijinale saplanabilirim. Ama şu geçtiğimiz iki yılda neredeyse hiç böyle bir tecrübem olmadı. Müziği yolda dinlerdim, okulda dinlerdim, iş yerinde dinlerdim. İki yıldır da hiç böyle bir ortamda bulunmadım. Kendimle ne zaman baş başa kalsam rahatsız olup radyo dinler gibi podcastler dinledim, incelemeler dinledim, hiç durup kendimi dinlemedim.  Müzik dinlemek benim için biraz kendimi dinlemek gibi, o yüzden olsa gerek sözlerini anlamadığım şarkıları hep daha bir sevdim. Şarkı ne zaman kafama tamamen kazındı, sözlerini seçebilir oldum, anlaşıldı, o zaman yeni şarkıya tak...

Years and Years / Bu bir distopya mı?

Resim
*yazıyı yazmaya 19 temmuz 2021'de başlamışım, şu an kafamda değişen pek bir şey yok ama belirtmek istedim Russell T.Davies'in yazdığı, 2019 yapımı bir İngiliz distopya dizisi Years and Years. Her bölümünde daha da tükendiğim, ve toplam 6 bölüm -60'ar dakikadan 6 saat- süren diziyi mal gibi aceleyle tek günde izleyip bitirdim. Ve ruhum çekilmiş gibi şu an. Değişen dünya, değişen hükümet, ve bu hükümetin başa geçmeye çalışmasından itibaren geçen yıllar, ve bu yıllara şahitlik eden Lyons ailesini izliyoruz dizide. Lyons ailesi, babaanne, 4 kardeş, kardeşlerin eşleri, çocukları derken kabalık, biraz çağdaş dünyaya ayak uydurmaya çalışan, biraz da gelenekçiliğini korumaya çalışan bir İngiliz ailesi.  İyi bir distopya nasıl kurulur? Black Mirror gibi var olan bir teknolojiyi olabilecek en kötü şekliyle ele alıp abartmak mı gerekir? Savaşlar ve yok oluşu mu seyrettirmesi lazım? Ne bileyim, distopya dediğimiz şey tam olarak kime, neye göre şekillenir? Bu sorulara verecek bir cevabı...

Squid Game / ve hayatta kalma türünde iş çıkarmak

Resim
Blogumda birkaç dakika geçiren herkes hayatta kalma oyunlarını işleyen dizilere/yapımlara karşı yumuşak bir karnım olduğunu anlayabilir. Dünyada Açlık Oyunları ile popülerlik kazanmış bir tür bu, ve birçok konuda olduğu gibi (:P) bunun da en iyisini yapanlar Japonlar.. Orada da en ünlüleri Battle Royale, As the Gods Will, Kaichi, Alice in Borderland gibi yapımlar olmakla birlikte, burada uzuuun uzuuuun incelediğim Liar Game de bunlara bir örnek. (Liar Game'in Kore versiyonu da enteresandı bu arada, iyi ya da kötü demiyorum, ama orijinaline yetişebilecek bir yönü yoktu) Ve gözlemlediğim kadarıyla Kore bu hayatta kalma türünde dizi/filmden çok, reality show veriyordu. The Genius'u bu konuda tek geçerim, ama Master Key, Crime Scene de bu işlerin birer örneği (gibimsi).  Neyse konudan çok uzaklaşmayalım.  Ki Hun, borç batağında sürünmektedir. Günün birinde misyoner kılıklı bir adam, birkaç oyun oynamaları karşılığında para teklif eder ve başta çok saçma görünse de, gerçekten oyna...

Timeless

Resim
Çok uzun zamandır bana direkt önerilmeyen hiçbir şeyi seyretmiyordum. Netflix'in önerilerini de boş geçiyordum yani. Ama nasıl olduysa, banner'ı Fridge'i anımsattığından bu diziye bir göz atayım dedim. Zaman yolculuğu konsepti, karakterler, olay örgüsü derken biraz sarar gibi oldu. Mason Industries'in bir süredir üzerinde çalıştığı zaman makinesi, Garcia Flynn ismindeki bir "terörist" tarafından çalınır, Flynn'in zamanın önemli noktalarını sabote edeceğini anlamalarıyla şirket, federallerle bir olup, ellerindeki acil durum botunu kullanarak Flynn'in ve ana geminin peşine düşmeleri için bir takım kurar. Takımda tarih profesörü Lucy, mühendis Rufus, ve federal ajan Wyatt yer almaktadır. Üçlü zamanda dolaşarak yanlış giden olaylara müdahale edecektir. Klasik bir macera teması yani, her şeyi bilen kız, beyin gücü, kas gücü , ve bir tehlike . Ama işte sorun şu ki, zamanın tehlikede olması biraz fazla büyük bir durum. Ne nasıl başladı, sonucu nereye bağlandı...

The Sarah Jane Adventures ve Doctor Who'dan Kaynaklanan Sinirim

Resim
(Çok konudan konuya atlamalı bir yazı olacak, genel izleyici kitlesi için hiçbir anlam ifade etmeyebilir, just a warning) Nasıl olduysa 16 nisan cuma günü sabahı, aniden gelen bir dürtüyle The Sarah Jane Adventures izlemeye başladım. En son yıllar önce izlemiştim, belki 10 yılı vardır. Ve tüm iç gıcıklayıcılığıyla, kalitesizliğiyle, ve samimiyetiyle bana çok güzel bir gün geçirtti. İzlemeyenler için uyarımı yapayım, gerçekten bir çocuk dizisi. Her şey çizgi film gibi. Çizgi film dediysem, Moffat dönemindeki gibi kalitesiz çizgi.  filmlerden değil. Hani çizgi filmlerde bazı şeyler olur biter, atıyorum Tom ve sahibi durup dururken gelip bir eve yerleşir ve orada Jerry belirir, sen de tutup ulan nerden geldiler madem faresizdi mutlulardı oraya dönsünler falan demezsin ya, öyle bir şey. (Salak bir örnek oldu biliyorum idare edin) Her şeyin açıklanmasına gerek yok. Bir bölümde Sarah Jane'in oğlu ve arkadaşlarının gittiği okulu Slitheen'ler ele geçiriyor, meğer bir süredir dünyadaki ...